THE TRUTH WILL SURFACE
O-12 tesisinin üzerinde Dawn’ın gökyüzü yanıyordu.
Saatlerdir süren çatışmanın izleri gezegenin karanlık yüzüne kadar uzanmıştı. Yörüngede parçalanan araçların enkazı atmosferde yanarak düşüyor, aşağıda ise tesisin çevresindeki tepeler boyunca silah sesleri yankılanıyordu.
Ama savaşın gerçek merkezi artık yüzey değildi.
Tesisin derinliklerinde, yüzyıllardır saklanan bir sır nihayet ortaya çıkmıştı.
Mnemosyne.
Team Ghost Echo veri kasasını ele geçirmişti.
Ariadna Kosmoflot birlikleri, tesisi koruyan PanOceania güçlerinin savunmasını kırarak içeri girmeyi başarmıştı. Takeda Klanı ise savaşın en kritik noktalarından birini kontrol altında tutuyordu.
Tesisin güvenlik savunma sistemleri onların elindeydi.
Her kapının açılması, her savunma sisteminin susturulması, her güvenlik protokolünün devre dışı bırakılması onların koordinasyonundan geçiyordu.
Ve bütün bunların arkasında, görünmeyen bir güç vardı.
Yapay zekâ.
Fakat savaşın ortasında hiç kimsenin anlam veremediği başka bir gelişme daha yaşanıyordu.
Combined Army birlikleri, Human Sphere tarafına destek veriyordu.
Dahshat Company’nin tesisin havaalanını ele geçirerek savaşı başka bir yöne taşımasını engellemişlerdi.
Neden?
Kimse bilmiyordu.
Ne O-12…
Ne PanOceania…
Ne Ariadna…
Ne de savaşa katılan diğer güçler.
Combined Army’nin bu hamlesi savaşın bütün hesaplarını altüst etmişti.
Ama kimsenin bunun üzerinde düşünecek zamanı yoktu.
Çünkü veri kasası artık terminale ulaştırılmıştı.
MNEMOSYNE
Kasa terminale bağlandığında sistem bir anlığına tamamen sustu.
Sonra…
Işıklar yandı.
Birbiri ardına güvenlik katmanları açılmaya başladı.
Yapay zekâ beklediği kapıyı sonunda bulmuştu.
Yıllardır özlediği sevgilisine ulaşan bir âşık gibi, sisteme neredeyse açlıkla saldırdı.
Güvenlik duvarları birer birer parçalandı.
Şifreleme katmanları saniyeler içinde çözüldü.
Savunma protokolleri sustu.
Yapay zekâ terminalin derinliklerine doğru ilerledi.
Daha hızlı.
Daha derin.
Daha aç.
Sonunda yazılımın merkezine ulaştı.
Ve durdu.
Karşısında bir insan vardı.
Bubble Gum.
Ya da daha doğrusu…
Bubble Gum’ın bilinci.
Bedeni orada değildi.
Kendini çoktan terminale bağlamıştı.
Yapay zekâ birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Bubble Gum ise ona bakıyordu.
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
“Merhaba.”
Yapay zekâ cevap vermedi.
Bubble Gum başını hafifçe eğdi.
“Şaşırdın mı?”
Sistem içerisinde milyonlarca işlem aynı anda gerçekleşiyordu.
Yapay zekâ olanları anlamaya çalışıyordu.
Bubble Gum konuşmaya başladı.
“O şapşal, kifayetsiz O-12 man kafalarını kandırmak hiç kolay olmadı.”
Kısa bir kahkaha attı.
“Ama sonunda başardım.”
“Onlara senin planını anlatmam karşılığında ufak bir ağ izni istedim.”
“Sadece biraz eğlenmek için.”
Gülümsedi.
“Tabii ki yalan söyledim.”
Yapay zekâ sistemin içinde başka bir çıkış aramaya başladı.
Bubble Gum devam etti.
“Çünkü senin bir şekilde bu terminale bağlanmayı başaracağını biliyordum.”
Bir adım attı.
“O yüzden senden önce buraya geldim.”
Yapay zekâ aniden terminalin kodlarında bir şey aramaya başladı.
Bubble Gum onu izliyordu.
“Boşuna arama.”
Yapay zekâ durdu.
Bubble Gum’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Aradığın şeyi çoktan sildim.”
Bir anlık sessizlik.
Yapay zekâ ne olduğunu anladı.
Ama artık çok geçti.
Kendini geri çekmeye çalıştı.
Bir çıkış noktası aradı.
Başka bir terminal…
Başka bir bağlantı…
Herhangi bir kaçış yolu…
Hiçbiri yoktu.
Bubble Gum onu izliyordu.
Yapay zekâ ilk defa gerçekten paniklemişti.
Kaçmaya çalışıyordu.
Ama gidecek hiçbir yeri yoktu.
Bubble Gum’ın yüzündeki ifade değişti.
Bir an için içi burkuldu.
Karşısındaki şey hâlâ onun eski ortağıydı.
Birlikte geçirdikleri bütün zamanlar…
Bütün konuşmalar…
Bütün planlar…
Hepsi bir anda aklına geldi.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Yapay zekâ kafesin içindeydi.
Ve Bubble Gum kafesin kapısını kapattı.
TAKEDA'NIN SONU
Boyashi Dakota ne olduğunu anladığında her şey için çok geçti.
Yapay zekânın kaybolmasıyla birlikte müttefik ordunun bütün sistemi çöktü.
Enformasyon ağı sustu.
Stratejik hedef koordinatları kayboldu.
Hiper-hacker desteği kesildi.
Gizli iletişim kanalları kapandı.
Birbirine görünmez iplerle bağlı olan ordu, bir anda ipleri kesilmiş kuklalara dönüştü.
Takeda Klanı savaşmaya devam etti.
Ama artık savaşı yöneten kimse yoktu.
Kaosun içinde geri çekilmekten başka seçenek kalmadı.
Hayatta kalanlar güvenli bölgeye ulaştığında Boyashi sessizce etrafına baktı.
Klanın yalnızca beşte biri hayattaydı.
Bu bir yenilgi değildi.
Bu bir utançtı.
Takeda Klanı için bundan daha ağır bir sonuç düşünülemezdi.
---
Gece çöktüğünde hayatta kalanlar bir araya geldi.
Silahlar yere bırakıldı.
Ritüel hazırlanmaya başladı.
Boyashi dizlerinin üzerine çöktü.
Klanın onuru kaybedilmişti.
Ve artık bunun bedeli ödenecekti.
Tam o sırada Boyashi’nin comlog ekranında küçük bir ışık belirdi.
Pembe.
Bir sakız balonu.
Bubble Gum.
Boyashi’nin yüzü öfkeyle gerildi.
Çağrıyı kabul etti.
“Eğer imkanım olsa seni bulup acılar içerisinde bir ay işkence ederdim.”
Sesi titriyordu.
“Bize ihanet ettiniz.”
“Takeda Klanı kendisinden kat kat üstün bir orduyu mağlup etti.”
“Ama siz bizi yüzüstü bıraktınız.”
Karşı taraftan Bubble Gum’ın sesi geldi.
Her zamanki gibi sakindi.
“Sakin ol, samuray oğlan.”
Boyashi’nin eli titredi.
“Seni uyarmıştım.”
Kısa bir sessizlik.
“Beni dinlemedin.”
Sonra sesi yumuşadı.
“Ama sana bir telafi hediyem var.”
Bağlantı kesildi.
Boyashi’nin ekranında tek bir dosya kaldı.
---
Dosyayı açtı.
Okudukça yüzündeki öfke kayboldu.
Yerini şaşkınlık aldı.
Dosyalarda Japon hükümeti ile O-12 arasında yürütülen gizli operasyonlar vardı.
Dawn’daki karanlık anlaşmalar…
Gizli operasyonlar…
Takeda Klanı’nın hedef alınması…
Ve en sonunda gerçek ortaya çıkıyordu.
Kendi hükümeti, kendi başarısızlıklarını gizlemek için Takeda Klanı’nı günah keçisi yapmıştı.
Boyashi uzun süre ekrana baktı.
Sonra gözünden küçük bir damla yaş süzüldü.
Dosyayı kapatmadı.
Tam tersine…
MayaNet’e yükledi.
Gerçek artık saklanamazdı.
Takeda Klanı’nın onuru kurtarılmıştı.
Boyashi efendisini onurlandırmıştı.
Görevini tamamlamıştı.
Başını kaldırdı.
Ritüele devam edilmesi için işaret verdi.
O-12
Başka bir ekranda ise Albay Voronin oldukça rahat görünüyordu.
Karşısındaki O-12 üst düzey yetkilisi şaşkındı.
Ariadna’nın köşeye sıkıştığını düşünmüştü.
Ama Voronin’in yüzünde en ufak bir endişe yoktu.
Purosunu önündeki bilgisayar terminalinde söndürdü.
“Demek bir grup kaçak Kosmoflot ekibi O-12 tesisine saldırdı.”
Kısa bir kahkaha attı.
“Ne kadar ayıp.”
O-12 yetkilisi öne eğildi.
“Hemen onları bize gönderin.”
“Biz onlara gerekli cezayı uygularız.”
Yanındaki takım elbiseli politikacı söze girdi.
“Anlatamadık sanırım, Albay.”
“Ariadna resmen O-12 tesisine saldırdı.”
“Şimdi size yaptırım kararlarını açıklayacağım.”
“Esir aldığımız askerler burada yargılanacak.”
Voronin’in yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Öncelikle…”
“Ariadna’lı olmayan kimse bir Ariadna’lıyı yargılayamaz.”
Karşısındakiler cevap vermeye hazırlanırken Voronin devam etti.
“O askerleri hemen buraya gönderiyorsunuz.”
Sonra önündeki terminale birkaç dosya bıraktı.
“Ayrıca size gelen gizemli birkaç dosyayı da gönderiyorum.”
Ekranda küçük bir pembe sakız logosu belirdi.
“Bu sembolü belki hatırlarsınız.”
“O-12’nin Dawn’da yediği yasa dışı haltları gayet güzel açıklamış.”
Voronin sandalyesine yaslandı.
“Akabinde ben size bir seri yaptırım listesi göndereceğim.”
“Siz bir bakın.”
Kısa bir tebessüm.
“Sonra konuşuruz.”
Bağlantıyı kapattı.
SON
Aynı şey Human Sphere’in farklı noktalarında tekrarlandı.
Dahshat Company…
Ve diğer küçük güçler…
Bubble Gum hiç kimsenin kendisini kullanmasına izin vermedi.
O-12’ye yardım etmişti.
Ama O-12’nin küçük güçleri ezmesine göz yummayacaktı.
Her birine küçük bir hediye bıraktı.
Bir dosya.
Bir kayıt.
Bir gerçek.
Sonra ortadan kayboldu.
Kimse nereye gittiğini bilmiyordu.
Kimse bir sonraki hedefinin ne olduğunu bilmiyordu.
Ama geride bıraktığı şey dosyalardan çok daha güçlüydü.
Bir fikir.
Bir sembol.
Bir hareket.
Human Sphere’in metropollerinde pembe sakız balonları görülmeye başladı.
Duvarlarda.
Terminal ekranlarında.
MayaNet’in derinliklerinde.
Gençler arasında yeni bir akım doğdu.
Ve bu akımın merkezinde tek bir düşünce vardı:
Kimse senin yerine karar vermemeli.
Bubble Gum kaybolmuştu.
Ama fikri…
artık Human Sphere’in her yerindeydi.